Queen of Spades

adore.. hate.. want.. trust.. know.. inspire.. laugh.. hug.. taste.. love.. ignore.. kiss.. hear.. believe.. torture.. listen.. feel.. enjoy.. look.. hold.. watch.. ask.. stop.. hurt.. play.. make.. dream.. wish.. smile.. miss.. dance.. scream.. leave..

Quello che non ci aspettiamo è proprio quello che ci cambia la vita..

Ben o günden sonra bir daha hiç çocuk olamadım..

Bildiğin çocuktuk..
Yaz tatilinin bitmesine günler kaldığı, geç yatmayı özgürlük bilen ve yazlıktaki çoğu arkadaşını 1 sene doğru dürüst göremeyeceği için son günleri eve girmemecesine yaşamaya çalışan çocuklar..
Pictionary’i yeni keşfetmiş, sitenin içmdeki cafe vari mekanda bira içip oyun oynuyoruz..
Birden sanki birşey patlıyor, balkona koşuyoruz, sanki yer yarılıyor ortalık toz duman, havuz fokurduyor, sokak lambaları yanıp yanıp sönüyor, araba alarmları çıldırmış, evler sanki birbirine geçiyor, bahçeleri ayıran taş yollar sanki birleşiyor, parktaki salıncaklar delirmiş, insanlar ev-uyku halleriyle birden evlerinden sokağa dökülüyor..
Merdivenlere koşuyoruz, normalde zaten inerken zorlandığımız dik basamakları üçer beşer atlayarak alt kata ordan yola fırlıyoruz..
Bunlar sadece ve sadece 5-6 saniye icinde gercekleşiyor..
Cehaletimiz belli neler olduğundan hala emin değiliz, yapmamamız gereken herşeyi yapmış dehşetle sokakta birbirimize sarılmış şokta bekleşiyoruz..
Yavaşlıyor sanki hareket bağrışmaları daha net duyuyoruz.. Annemin adımı haykırışıyla hafiften bir kendime geliyorum sanki.. Birbirimize koşuyoruz.. O elinde bulmaca kalemi ve geceliği, yanında elini sımsıkı tuttuğu kardeşim benim yakalıyor.. Hemen arkalarında hayatımda ilk defa şaşkın bakışını gördüğüm uykudan kalkmış babam gözüme ilişiyor.. Tüm site cafeye doğru ilerliyoruz, herkes ailesine sımsıkı sarılmış kimi sinirden ya da korkudan ağlıyor, kimi şoktan gülüyor; hep beraber devam edecek mi bekliyoruz..
Sarsıntılar kesilecekken yine başlıyor, bazı deli cesaretliler mesela babamlar arada evlere gidip eşya, kıyafet ve telefonları alıyorlar..
Biz hep beraber sokaktayız tekrar tekrar belki şiddetini kaybeder diye sarsıntıların kesilmesini bekliyoruz..
Herkes telefonlarından arama yapıp sevdiklerinin iyi olduğundan emin olmak istiyor ama telefon barları yok, şebeke vermiyor..
Siteye bir dinginlik bir sessizlik hakim oluyor, bekliyoruz..
Biri gelsin diye, haber verilsin diye ya da sabah olsun diye..
Hani istiyorsun ya sabah olsun olmuyor o sırada, sanki hayatımızın en uzun gecesi..
Bazıları azalan sarsıntılar sebebiyle evlerine gidiyor, kimileri de bizim gibi otoparklarında arabalarına çekiliyor..
Gün ağarmaya başlıyor, telefonlar ara ara kendine geldikçe haberler almaya başlıyoruz..
Merkeze yakın olduğumuzdan bunca yaşananlar da arkadaşlarımıza ulasamıyoruz..
Yalova’ya daha yakın yazlıkta olanların telefonlarına ulaşamıyoruz.. Gölcük askeriyedeki askere ulaşılamıyor.. Bursa’daki dedemlerin sesini duyamamışız hala..
Ulaşılamayanlar olduğu, kaybın çok olduğu konuşuluyor..
Gerilen sinirlerim annemin verdiği ilacın etkisiyle eriyor sanki içim geçiyor..
Gözümü açıyorum 1 saat bile geçmemiş, TV’ler sokakta ölen ve kaybolanlardan bahsediliyor, jandarma araçları gelmiş babalarla birşeyler konuşuyorlar..
2 gün sokakla ev arası mekik dokuyoruz, kimse şehre dönmekten bahsetmiyor, arabalarda çadırlarda uyuyoruz..
Jandarmalar geliyor yine, bu defa birkaç arkadaşımda konuşuyor.. Biraz ilerdeki sitede oturan arkadaşlarımız geliyor.. Sonra öğlene doğru marketten alınacakları toparlıyoruz, eczaneden gelen arkadaşlarımın yanına gidiyorum, yine liste yapmışlar. Annemlere çaktırmadan eve giriyorum.. Alt kattaki eczadolabını boşaltıyorum, üst kata kalbim duracak gibi atarken çıkıyorum sallanıyoruz yine, çorabımı giyiyorum, arkadaşım sesleniyor ütülerin arasından temiz 2 büyük çarşaf birkaç havluyu kapıyorum yine sallanıyoruz merdivenlerden kayarak inip spor ayakkabılarımı alıp dışarı fırlıyorum..
Annemi ikna etmek zor olmuyor düşündüğüm kadar, arabaya biniyoruz yola çıkıyoruz..
Yoldaki evlere bakıyorum o kadar etkilenmemişler sanki diyorum ki sokağa dökülen insanları görüyoruz..
Arabayı kenara çekip iyiler mi diye soruyoruz ve devam ediyoruz.. Asker arabaları başlıyor, yardım getirdiğimizi söylüyoruz her durdurana bizi gideceğimiz yere yönlendirsinler diye..
Açık camdan ağır koku bastırıyor..
Yol kenarlarında siyah-mavi yığılmış çöp torbalarını görüyoruz, genç bir asker yine bizi durduruyor, arabayı park edip getirdiklerimizi yükleniyoruz sonra yardımların bırakılacağı yere doğru bize eşlik ediyor..
Koku o kadar ağır ki hakikaten burnumuz sızlıyor, bizlere de maske veriyorlar, kapıyı aralıyor ağlama ve inleme sesleri içimize işliyor, dein bir nefes alıp içeri giriyoruz ve koşuşturmaca başlıyor..
Saatler geçiyor, yorgunuz, mutsusuz ve gördüklerimizin farkına henüz varmamışız diğer birkaç grup geliyor, dinlenmişler, biraz güç toplamışlar görevi devrediyoruz..
Dönüşte arabada kimseden ses çıkmıyor ama anlıyoruz birbirimizi.. Kararan havayla sanki birşeyler biraz örtünmüş gibi geliyor ama işte karanlığın ötesini gördük artık acısı devam ediyor.. Siteye girdiğimizde derin bir nefes alıyoruz havadaki fark içimize işliyor, araban iniyorum anneme gidiyorum sarılıyorum ve artık haykırarak ağlıyorum..
17 Ağustos ile o zaman tanığım herkes değişti.. Ailesini arkadaşını evini kaybedenler kadar değil belki ama ben de değiştim.. Gölcük askeriyesine gittiğimiz o ilk gün yoldaki insanların bakışlarıyla, kurulan revirde yardım etmeye çalıştığımız insanların anlattıklarıyla ama en çok her geçen gün artan çöp torbası yığınlarıyla değiştim..
Bize revire kadar eşlik eden belki bizden 1-2 yaş büyük askerin titreyen sesiyle ‘ceset torbamız kalmadı, yenileri gelene kadar çöp torbalarını kullanacağız’ açıklamasından sonra benim için hiç birşey aynı olmadı..
Ben o günden sonra bir daha hiç çocuk olamadım..

Make no mistake your relationships are the heaviest components in your life. All those negotiations and arguments and secrets, the compromises. The slower we move the faster we die. Make no mistake, moving is living.

—Ryan Bingham - Up in the Air

#mydecision #direnayol #lgbtparadeistanbul

#mydecision #direnayol #lgbtparadeistanbul

Gezi’deki umut ve cesaret veren bizi bir yapan agaclara tesekkur ederim..

Devlet, asker, polis, yoneticiler olmadan aslinda nasil guzel yasanirmis, ne kadar guzel bir ulke olacakmisiz Gezi bunun ispati..

Farkli dilleri konusan, farkli dini benimsemis, farkli aile yapisinda buyumus, farkli egitimi almis, farkli dusunce de, farkli zevklerde de olsa kimsenin cinsiyetine tercihlerine bakmadan insanlarin birlik ve beraberlik icinde yasayabilecegine en guzel ornek..

Her gelen elindeki imkanlarla ne alabiliyorsa ne temin edebiliyorsa alip geliyor kimi borek acmis kimi satin almis paylasilsin istiyor, teyzeler orguleri ellerinde, ogrenciler ders kitaplariyla, doktorlar canla basla en zor sartlar altinda burnundan kan gelerek hic uyumadan hala gozleri parlayarak tip ogrencileriyle yardima kosuyor, avukatlar bilgilerini paylasiyor, muzisyenler, sairler, yazarlar, tum yaraticilik dallariyla ugrasan sanatcilar egolarindan siyrilmis ‘unlu’ olmaktan once halkin bireyi olarak gaz yemis hirpalanmis yine de yanindaki omuzdan guc aliyor.. Karikaturler espiriler ayri bir yaratici oldu, meger herkesin icinde tutuyormus aslinda ne eglenceli ne komik insanlarmisiz..

Insanlar uykusuz ise ya da okula gidiyor, yine trafik yogun ama artik daha sakinler, kornolara asilip ondeki arabadakine kufru yapistirmiyor, is yine birikmis belki ama olsun calismak gerek diyor, evlerine gidip cocuklariyla aileleriyle ilgileniyorlar sevgileri pekismis, sonra TV’de kaybetmeden kendilerini toplayip ihtiyac listesinden bulabildiklerini omuz olmaya gidiyorlar belki daha once hic gormedikleri hic gormeyecekleri insanlara..

Gunaydin’lar artmis, insanlar artik daha guleryuzlu daha bir ictenler, kimse artik ters gozle bakmiyor, elestiriler yapici, ne giymis ne okumus yargilamiyor sadece saygiyla dinleyip onun tercihi onun secimi diyebiliyor..

Kiz ne bicim sort giymis, cocugun burnunda kasinda delik varmis, kadin kirmizi ruja turban takmis, adam her yerine dovme yaptirmis, teyze askili giymis, adam bilmem hangi takimin taraftariymis diye kimse kimseyi yadirgamiyor taciz etmiyor..

Taksim’in ortasina acik bufe yiyecekler icecekler konulmus, kitaplar siralanmis kimse yigilmiyor saldirmiyor, yikmiyor bedava olmasina ragmen.. Herkes zaten eli dolu geliyor, yiyecek icecek giyecek ve tibbi ihtiyaclar stoklaniyor..

Sokak hayvanlarina kimse saldirmiyor, aksine onlari temizleyip paklayip sevip oksayip besleyip ilgileniyor.. Veterinerler surekli kontroller icin geliyor, onlara ozel mamalar tasiniyor.. 1 ay sonra cikacak kanun hakkinda konusulup bilmeyenlere anlatilip bu konuyu unutmayacaklarinda karar kiliniyor..

Su anda ulkenin 4 bir yanina birlik beraberlik coskusuyla birlesme arzusu hakim olmus durumda.. Istenilen sey huzur icinde, sevgi ve saygiyla herkesin ozgurce yasayabilecegi bir ulkede yasamak.. Nefes almak.. Ve bunun icin birlik beraberlik olan halk umudunu cesaretini Gezi’deki agaclar sayesinde buldu, her gun artan gucunu buradan aliyor..

Acaba..
Insan oldugumuzu hatirlamak icin hep Gezi’de mi kalsak..
Her sehre her semte bir Gezi mi kursak?

Tam Rize konusunda endiselenmis, korkmaya baslamisken gordum fotografi..

Gordum kanim cekildi..
Gozum doldu..
Zaten gunlerdir boyle bir duygusallik..
Biraz gururdan, bir sinirden, biraz ozlemden..

Sadece bu fotografa degil gunlerdir cekilen iyi ve kotu tum fotograflara bir daha baktim.. Sonra bir daha baktim aklima ilkokul zamanim geldi.. Yakamizda Ata’nin resmi katildigimiz bayram yuruyusleri, gozumuz dolu dolu saygi durusunda bekledigimiz 10 Kasimlar, yurekten okudugumuz Marslar hitabeler..

Icim burkuldu.. Yine aklima geldi.. ‘Atam sen kalk da ben yatam!’

Tam Rize konusunda endiselenmis, korkmaya baslamisken gordum fotografi..

Gordum kanim cekildi..
Gozum doldu..
Zaten gunlerdir boyle bir duygusallik..
Biraz gururdan, bir sinirden, biraz ozlemden..

Sadece bu fotografa degil gunlerdir cekilen iyi ve kotu tum fotograflara bir daha baktim.. Sonra bir daha baktim aklima ilkokul zamanim geldi.. Yakamizda Ata’nin resmi katildigimiz bayram yuruyusleri, gozumuz dolu dolu saygi durusunda bekledigimiz 10 Kasimlar, yurekten okudugumuz Marslar hitabeler..

Icim burkuldu.. Yine aklima geldi.. ‘Atam sen kalk da ben yatam!’

By Ebru Selcuk

By Ebru Selcuk

By Nilay Sorguven

By Nilay Sorguven

Overdose teargas improve our creativity for sure!